Nakhon Pathom’dan Kanchanaburi’ye…
Phra Pathom Chedi’de, “yeni yollara bisikletle yolculuk” dileklerimizi bırakıp sabah erkenden şehre dalıyoruz. Turuncu kıyafetleri içinde Budist rahipler bizden önce güneşin doğuşuyla yola koyulmuşlar bile. Dualarla halkın arasına karışıp yiyecek topluyorlar. Tayland’da Budizm’in Theravadainancı yaygın. Dinin, toplumsal kültür ve yaşayışın içine, derinlerine kadar işlediğini daha ilk günlerde hissediyoruz. Görkemli tapınaklar gücün ve sığınılacak yegane yer’in temsili sanki.

Biz de sığınıyoruz tapınaklara ve her türlü millete,ırka,cinse kucak açan Budist rahiplere. Sabah kahvaltımızı pagodanın huzurlu büyük bahçesinde Tai Chi yapan kadınları izleyerek yapıyor ve yola koyuluyoruz.

Hedefimiz Kanchanaburi’ye varmak. Yola çıkma amacımız doğanın içine karışmış insanlar arasında, kimsenin geçmediği köylere uğramakken, otobanlarda küçük yerleşimlerden uzakta egzos soluyarak sadece bir yere ulaşma telaşı içinde olmak, ana yolda pedallamayı oldukça can sıkıcı hala getiriyor. Başka şansımız yok, Kanchanaburi tabelalarını takip ederek yolu bitirmeye çalışıyoruz.



Kanchanaburi turistik bir kent. Nakhon Pathom’un doğal ve büyüleyici havasından sonra kendimizi İngiliz barlarıyla dolu sokaklarda, onlarca guesthouse (Tayca gehauv, Türkçe pansiyon) arasında buluyor, 90 km’lik yolun ardından ilk gördüğümüz gehauva dalıyoruz.
Kanchanaburi, Kwai Köprüsü’yle tarihteki yerini almış. Ne yazık ki bir savaş nedeniyle. Köprüden geçen raylara “Death Railway” (Ölüm Demiryolu) adı verilmesinin sebebi, İkinci Dünya savaşı sırasında, Tayland-Burma tren yolu inşaatında çalıştırılmak üzere Japon askerler tarafından esir alınan İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth of Nations) askerlerinin, zor yaşama, çalışma koşullarından ve esir alan askerlerin şiddetinden dolayı hayatlarını kaybetmiş olmalarıdır. Biz oradayken Singapur’dan yola çıkan Eastern & Oriental Express treni köprüden geçiyordu. Turistler, trenin geçişini coşkuyla karşılıyor. Paris – İstanbul arasında zamanında işleyen ünlü, hakkında romanlar yazılan, Orient Express’ten ilham alınarak yapılan bu ve buna benzer trenler artık sadece tursitler için lüks bir eğlence.


Bir günümüzü Kwai Köprüsü’ne ve Kanchanaburi Savaş Müzesi’ne ayırıyor akşam tuktuka atlayıp gece pazarını keşfe dalıyoruz.
Gece pazarı tam bir festival, insanlar, yemekler, meyveler doğal. Güzel kokular eşliğinde muhteşem lezzetler tadıyoruz. İlk gece pazarımzıda o kadar eğleniyoruz ki, sonrakileri görmek için sabırsızlanıyoruz.





Kanchanaburi’de kaybolduğumuz gün sonrasında, kuzeye olan yolculuğumuza dinlenmiş bedenlerin ruh haliyle başlıyoruz.
Önceki yazı Sonraki yazı