Nakhon Pathom

Home / Nakhon Pathom


Nakhon Pathom

Bangkok’un kanalları üzerinden, pazarlarının arasından ve motorsikletler ile tuktukların arasından pedallayarak Hua Lamphong tren istasyonuna varıyoruz. Şehir içi ve şehirden çıkış trafiğinde daha fazla boğulmamak için trene atlayıp Kanchanaburi’ye gideceğiz.

11.30da tren istasyonuna giriyoruz ve ne nerede diye algılamaya çalışıyoruz. Bir sürü gişe var, bazılarında uzun kuyruklar, bazılarıysa boş. Her bölge için ayrı bir gişe oluşturulmuş. Kanchanaburi gişesini buluyoruz, sıramız geliyor, treni soruyoruz ve bugün tren yok diyorlar. Bir an duraksıyoruz, şehre geri dönmek istemiyoruz. Seçil haritaya bakıyor ve Kanchanaburi yolu üstündeki Nakhon Pathom’u gösteriyor haritadan görevliye. Evet, oraya tren var! Hemen Nakhon Pathom gişesine geçiyoruz. Tren yarım saat sonra kalkacak, hızla biletlerimizi alıyoruz. Bisikletlerimiz de var, onları ne yapacağız diye soruyoruz. Platformda bilet alacaksınız diyorlar. Koşarak platformu buluyoruz, görevliyi buluyoruz, bisiklet diyoruz, biletlerimiz gösteriyoruz ve bisiklet başına 90 Baht istiyor. Kendimiz için kişi başına 20 Baht ödediğimizi söylüyoruz, yanlış mı anladık acaba? Yanlışlık yok, onu da ödüyoruz ve trene doğru koşmaya devam ediyoruz. Yük vagonu hangisi, bisikletleri nasıl yükleyeceğiz, sabitleyeceğiz diye düşünüp görevli ile anlaşmaya çalışırken, üstlerinde bisiklet formaları olan iki Tayland’lı geliyor yanımıza. Hemen el atıyorlar, bisikletlerimizi de kendimiz de atıyoruz trene ve tren hareket ediyor.

foto 1 Bangkoktan-ayrılırken

 

Çantalarımızla beraber vagona geçtiğimizde, önce başka bisiklet çantalarını ve sonra da Fransız bir çifti görüyoruz. Aynı vagonda 7 tane bisikletli! : )) Oturup soluklandıktan sonra başlıyoruz konuşmaya: yolculuk nereye, memleket neresi, yol nasıl, hava nasıl, su nasıl… “Yolda karşılaştıklarımız” bölümünde onlarla tanışabilirsiniz.

2 saat sonra tıngır mıngır bir tren yolculuğundan sonra Nakhon Pathom’a varıyoruz. Alexios ve Başak bisikletleri indirmeye giderken, Seçil vagondaki diğer bisikletlilerle beraber imece usülü vagonun penceresinden çantaları indiriyor. Elden ele geçen çantalar platforma diziliyor, bisikletler geliyor, çantaları takıyoruz, trendekilere iyi yolculuklar dileyip Tayland’daki ilk şehrimize ilerliyoruz.

Çok küçük bir şehir Nakhon Pathom ama kocaman bir pagodası var. Pagoda, Budistlerin dini yapılarına verilen ad. Phra Pathom Chedi adındaki bu yapıyı görmemek imkansız. Oraya doğru pedallamak istiyoruz ama önce kalacak bir yer bulmalıyız. Hava sıcak ve nemli, iklime alımamız biraz zaman alacak gibi görünüyor. Bangkok’ta pedallamak ise çok yorucu. Dört kişilik bir turist grubu görüyoruz, otel biliyor musunuz diye soruyoruz ama Bangkok’tan günübirlik gelmişler şehre ve kalacak yer bilmiyorlar. Doğal olarak neredensiniz, bisikletle mi dolaşıyorsunuz gibi sorular geliyor. Onlar Fransız. Bizim Türk olduğumuzu mu öğrenince yoksa bisikletle dolaşan Türkler olduğumuzu öğrenince mi bilemiyoruz ama şaşırıyorlar.

foto 3 Phra-Pathom-Chedi-pagodası

 

Sağa sola, dükkanlara otel soruyoruz ama cevap alamıyoruz. Biraz dinlenmek için pagodaya gitmeye karar veriyoruz. Pagodanın bahçesi, etrafında ağaçlar olan büyük bir alan. Ağaçlarına altında atıyoruz kendimizi. Güneşin etkisinden biraz kurtulmaya çalışıyoruz. Biraz nefeslendikten sonra Alexios bisikletlerin yanında kalıyor ve Başak ile Seçil kalacak yer aramaya gidiyor. Arayan buluyor tabi, girişi gizlenmiş bir yer buluyoruz. İçinde yaşlı bir hanım, çok yavaş hareketlerle bize odaları ve fiyatları anlatıyor. Klimalı, fanlı ya da sade odaları var. Fiyatları öğrenip odalara bakmak için yukarı çıkıyoruz. Epey eski bir otel. Mobilyalar belli ki o zamanın en iyileri, odanın eskiliği içinde bile kendilerini gösteriyorlar. Tertemiz bir oda değil ama duşu var: Şu anda kendimizi önce soğuk duşa sonra da yatağa atmak istiyoruz. Fanlı olan odayı seçiyoruz: Hem klima ile çarpılmak istemiyoruz hem de bu daha ucuz ve fan gayet kuvvetli. Bir de bisikletlerimizi nereye bırakabileceğimizi soruyoruz. Bir yolculukta 6 kişi olmak kolay değil, herkesi düşünmek gerekiyor. ; ) Resepsiyonun karşısındaki motorsikletlerin yanına bırakın diyor bize, burada her zama biri var. Tapınağın bahçesine dönüp Alexios’i alıyoruz. Otele gelince, bisikletlerimizi resepsiyonun karşısında birbirine kilitleyip odaya çıkıyoruz. Her ne kadar resepsiyonda her zmana biri olsa da bisikletleri sabit bir yere kilitleyememenin tedirginliği var üzerimizde.

 

foto 4 Pagodada-gece

 

Soğuk su ile alınan duş ve uykunun arkasından yenilenmiş oalark şehri gezmeye hazırız. Hava kararmaya başlamış ama sokaklar hala canlı. Tayland’daki sokaklar hep canlı, herkes dışarıda yaşıyor sanki. Yürümeye başladıkça bu izlenimimiz doğrulanıyor. Yemekler dışarıda yeniyor, yıkanıyor, işler dışarıda yapılıyor. Küçük şehri tanıyabilmek için biraz dolaşıyoruz ama karnımız da acıktı. Alexios’in burnunu takip ederek, yemek yiyebileceğimiz bir yer arıyoruz.

foto 5 Nakhon-Pathomdaki-lezzet-dolu-tezgah

Yol kenarına tezgahını, onun üstüne de yemek tencereleriniz dizmiş birinin yerine bakıyoruz. İyi görünüyor. Haydi ilk Tayland yemek deneyimimizi yaşayalım! : ) Ortak bir lisanımız yok, öyle böyle yemeklerin ne olduğunu tahmin etmeye çalışarak seçiyoruz yemeklerimizi. Hepsi de birbirinden lezzetli. Tabak tabak üstüne yiyoruz. Tayland’daki ilk yemek denememizden gayet mutluyuz. Dünyaca ünlü mutfak demek ki bu diyoruz. Yemeğin üstüne tatlı soruyoruz ama öyle birşey yok. İleride meyve satan birini görüp, tatlı  ihtiyacımızı karşılamak üzere karpuz ve mango alıyoruz.

Artık iyi bir uykuya ve yarınki yola hazırız. ; )

Önceki yazı                                                                                                                                                                                       Sonraki yazı