Rodos’ta yediğimiz içtiğimiz

Home / Rodos’ta yediğimiz içtiğimiz


Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun, gezdiğiniz gördüğünüzü anlatın derler de, oradaki hayatı yemek de pek güzel anlatmaz mı? Bizce anlatır. O yüzden yolculuklarımızdan genelde kilo alıp döneriz çünkü karşılaştırmak, öğrenmek, anlamak için herşeyin tadına bakmak gereklidir. 🙂 Evet, bazen sadece gözle tadına baktığımız şeyler oldu ama çoğunlukla deniyoruz.

Rodos, malum Ege’de bir ada. Adadan bakınca Türkiye kıyıları rahatlıkla görünüyor ve bu yazıda aman ahtapot şöyleydi, bizdeki şu mezeye şu kadar benziyor vs gibi şeyler bulamayacaksınız. Bizim ilgimizi çeken ufak ayrıntılara değineceğiz burada. Mezeler dikkatimizi çekerse onları da bulursunuz. :))

Pire’den feribot ile geçtik Rodos’a. Bisikletler ile en kolay entegre olan ulaşım araçları deniz taşıtları ve sonra da trenler diyebiliriz. Akşam 6da bindiğimiz feribottan sabah 10da indik ve öğlen sıcağında gezmeye başladık. Sıcak bir süre sonra dayanılmaz olunca yanından geçtiğimiz o güzel bahçeye dalıverdik. Mekanın adı Drosoulites Rakadiko (Pακάδικου Δροσουλίτες). Bahçesi kadar güzel bir anlamı var adının. Alexios, sabah serinliğinde dolaşan hayalet anlamına geldiğini ve sadece Girit’te kullanılan bir kelime olduğunu söyledi. Yani adadan adaya kısacık bir yolculuk yapmış olduk serinlemek için oturduğumuz bahçede böylece. Turcuların ve yolculuk yapmayı seven herkesin vazgeçilmez konusu olan önümüzdeki turlar kapsamında Girit’te yapacağımız bisiklet turu ile ilgili planlarımızı konuştuk. Rakadiko, rakı içilen yer demekmiş. Biz serinlemek için girit gravyerli salata ve birayı tercih ettik. Girit’in kendine has bir rakısı varmış ve Alexios, Girit’te tur yapmanın hem harika hem de biraz “zor” olduğunu söylüyor çünkü geçtikleri her köyde rakı ikram ediyorlarmış ve de içmeyince alınıyorlarmış!

 

Stani (Στάνη) adındaki pastane neredeyse her gün uğradığımız yer oldu dondurmaları için. Taze sütün tadı hemen geliyor. Ben Yunanca gördüğüm herşeyi okumaya çalıştığımdan kutunun üstünde yazanı da okuyorum: Sarı Hasan Nejat ve Nihat. Biraz araştırınca 1952de kurulmuş bir pastane olduğunu gördük, süt ticareti yaparken pastane işine girmişler, e süte ne kadar güvendikleri belli. Adanın çok kültürlü yapısına bir örnek de burada çıkmış oldu karşımıza.

 

 

 

Mantolato Vital dükkanı, eski şehrin turistik caddelerini gezen herkesin dikkatini çekmiştir. Şirin bir dükkan ve çok tanıdık görünen (helva gibi ama değil…) o tatlıların ne olduğunu merak ederek dükkana giriyoruz. Yani ben giriyorum, Alexios zaten bundan denemelisin diyerek benden önce giriyor. İçeride çeşit çeşit tatlının yanında, güleryüzlü biri de var. Mantolato nedir, tarihçesi, üretimi ve komşu ülke halleriyle ilgili sohbet edip üç çeşit mantolatomuzu alıp çıkıyoruz. En çok kakuleli (cardamon) olanı beğeniyoruz. Duvardaki, fotoğrafı unutmayalım: İstanbullu biri daha. Hikayesini gittiğinizde sorun.

 

 

Önceki yazı                                                                                                                                                    Sonraki yazı