Noto yeşil-sarı
Aralık 2014
Dün geceki yoldan sonra kendimizi ilk bulduğumuz B&B’ye attık. Tabii ki kriterlerimizi sağlıyor, düz ayak, bisikletleri ve çantaları taşımaya gerek yok. Bisikletleri de odaya aldıktan sonra, pek gözümüz tutmadığından yatağa kilitleyip gece turu attık önce. Orion altında yaptığımız o harika sürüşten sonra hala ikimiz de o kadar canlıydık ki. Gece turu uzun sürmedi. Heryer kapanıyordu ve biz de döndük, sıcacık duş sonrası buz gibi odada uyuduk.
Odaya dahil olan İtalyan kahvaltısından sonra kendimizi hemen sokaklara atıyoruz. Bu kadar sert bir kahveyi ancak tatlı şeylerle dengelenir, neden kahvaltıların tatlı olduğunu anlar gibiyim. Yoksa kahve yerine benim tercihim çay (Ah o tavşan kanı, demleme çayın yerini tutmasa da hiç yoktan iyidir), Alexios’in tercihi ise sıcak çikolata. Cornetto ise benim için çikolatalı, onun için kremalı.
Ege’nin rengi mavi-beyaz ise Noto’nun rengi yeşil-sarı. Pek de yakışmış. Daracık sokaklarda dolaşıyoruz, güneş henüz sokakları ısıtmamış olsa da gün için ümit var. Bakmaya doyamadığımızl kapılar, işlemeli balkonlar-pencereler. Bir noktada artık balkon ve asılı çamaşırları çekmeye son vermeliyim. Neden diye soruyorum kendime? Neden, bunu çekiyorum sürekli. Belki de İstanbul’da artık balkonlu ev bulamadığımızdan. Yeni evler balkonsuz yapılıyor, eskilerin mevcut balkonlarını ise kapatıyoruz. Çamaşırları da artık hem belki balkonsuzluktan hem de egzos, toz karışımı ile havalanmasın diye içeri de kurutuyoruz. Sizin açıklamanız var mı?
Sokakta bir köpek ile karşılaşıyoruz ve oynuyoruz. Sahibi eve almak istiyormuş ama o girmiyor. Alexios, hemen yakalıyor köpeği ve tasmasını takıyor ama tasma büyük yine kaçıyor. Yeni deneme zor tabi, anlıyor, gelmek istemiyor ve birkaç deneme sonra ancak ayaklarını yakalıyor. Keşke tüm köpekler evlere sıkışmasa da, kocaman bahçelerde gönüllerince dolaşabilseler.
Mussolini’nin işaretini sokaklarda görmeye devam ediyoruz. İple bağlanmış çubuklar. Bir demet. Bir çubuk kırılgandır ama bir demet güçlüdür. Kimse ayrılamaz, tek parça olmalıyız.
Ara sokaklardan çıkıp katedrale (Cattedrale di San Nicolo) varıyoruz. Müzik sesi geliyor. Sabah da vardı ama burada daha net. Merdivenlerde güneşleniyor ve müziğin tadını çıkarıyoruz. Sağolasın Noto Belediyesi. : ))
Noto dondurmasıyla ünlüymüş. Dondurma canavarı ile dolaştığıma göre, tabii ki gidiyoruz. İkinci kahvaltının ardından, Corrado Costanzo’nun dondurmalarının tadına bakıyor Alexios ve yorumu: “Dondurma çoooooooooooooook güsel!”
Şehirden çıkmadan önce alışverişimizi de yapıyoruz çünkü yarın Noel ve kapalı olacak dükkanlar vs. Zeytinyağı, peynir, salça, salam, ekmek ve pek tabii ki şarap. Donnafugata, şarabıyla burada karşımıza çıkıyor! Ah, Donnafugata, senin için neler yapacağız bakalım. : )
Güneşle beraber İspica’ya doğru ilerliyoruz.