Hayat, sen plan yaparken başına gelenlerdir

Home / Hayat, sen plan yaparken başına gelenlerdir


Hayat, sen plan yaparken başına gelenlerdir

Aralık 2014

Alexios bana göre daha çok daha az üşür ama bu sabah başka uyanıyoruz. Gece çok üşüdüm diyor. Çadırı kurduğumuz yerin altı kaya olduğundan ve rüzgardan dolayı iyice giyinmiştik yatarken. Genelde gece ısınıp üzerimizdeki katları çıkarırız ya da uyku tulumuna tam girmeyip yorgan gibi kullanırız ama dün gece hiçbiri olmadı. Mat dışında aramızda fark yok. Ben Thermarest marka kendi kendine şişebilen bir mat kullanıyorum ki, 10 seneden fazla yaşı. Dükkanda sattığımız Thermarest matlardan daha ince ama bugüne kadar benim gibi üşüyen birine bile yeti. Alexios’in de Thermarest matı olmasına rağmen daha kalın olduğu için bir süredir Exped marka matı kullanıyor. Katlandığından boyut olarak ikisi de aynı hacmi kaplıyor.Tabii ki düşünüyoruz, daha kalın bir matla neden üşüdü diye. Şöyle ki, Thermarest matların içinde katmanlar var, hava bu katmanların içinde kalıyor ve ısıyı daha iyi tutuyor. Diğer mat daha kalın olmasına rağmen tek kat olduğundan ısıyı yeterince tutamamış ve alttan soğuğu almış.

Çadırdan çıktığımızda akşamki misafirimizin orada olduğunu görüyoruz. Kendisine bir yer bulmuş rüzgardan korunaklı ve orada uyumuş. : ) Biz çadırı toplayana kadar bizimle kalıyor ve sonra da görevini yapmış bir edâyla gidiyor. Hoşça kal güzel köpek, teşekkürler!

Akşam gördüğümüz masaya gidip kahvaltımızı yapıyoruz. Çamların altında olunca yağmuru hissedemiyoruz ama ben çantadan birşeyler almaya giderken damlaları yiyorum. Çantaların ağzı kapalı neyse ki. Güzel bir kahvaltıdan sonra, yağmur kıyafetlerimizi giyip yola çıkıyoruz. Az sonra karşıdan gelen 20 kadar bisikletliyi görüyoruz. Ragusa Ibla’dan çıkarken karşılaştığımız grup. Viva Turchia diye bağırıyorlar. Ziller, el sallamalar, gülümsemelerle başlıyoruz güne yani. Yağmur tane tane yağıyor ama bu karşılaşmanın da enerjisiyle bir keyifle sürüyoruz bisikletlerimizi Sicilya’da.

Yola çıkarken İstanbul’da planladığımız rota Chiaramonte Gulfi üzerinden Piazza Armerina’ydı. Şimdi ise Sicilya’nın daha içine doğru gitmekten vazgeçiyoruz. İşte yol hali ya da hayat hali. Hayat, sen plan yaparken başına gelenlerdir diye bir laf var ya… Sicilya’ya geldiğimizde hava harikaydı. O kadar harikaydı ki ben kısa kolla bisiklet sürüyordum. Şimdi ise hava soğumaya başlıyor. Yağmur ve rüzgar da bir gidip bir geliyor. İçeriye doğru gitmeye devam edersek, daha yükseğe de çıkacağımızdan hava daha da soğuyacak. Kamp yeri bulamamak da cabası. Bu yüzden istemeyerek de olsa yönümüzü deniz kenarına doğru çeviriyoruz.  Deniz kenarı Gela’dan geçiyor ki, Sicilya’nın en çirkin yeri olduğu söyleniyor. Kısmette bu varmış. Bu kadar güzel manzaradan, yoldan sonra Sicilya’nın o yüzünü de görmemiz gerekiyormuş demek ki. : )

Chiaramonte Gulfi’ye zaten gidecektik, oradan Comiso’ya geçeriz diye düşünüyoruz. Orada tren hattı görünüyor. Belki o çirkin yolu trenle geçebilir ve Agrigento’ya varabiliriz.  Plan çok, bakalım akşama nerede olacağız?

İtalya deyince akla gelen şeylerden belki de ilki yemek. Sicilya’da da zeytinyağı, şarap. Chiaramonte Gulfi’yi rotamıza dahil etme nedenimiz oradaki bir restoran. Türk mutfağı harika ama farklı bir harikalığı var. Bazı tadları bulamıyoruz ya da aynı yiyeceğin farklı bir yapılış şeklini bulabiliyoruz başka yerlerde. Sanırım yol boyunca memleketten özlediğim tek tat simit. : )  Sicilya’nın balkonuna hoş geldiniz tabelası ile bizi karşılıyor Chiaramonte Gulfi. Nerede bu balkon derken inmeye başlıyoruz ve balkondan manzara izler gibi kıvrıla kıvrıla iniyoruz. Artık deniz görünüyor. Şehre vardığımızda saat daha 10 ve bu saatte yemek yemek istemiyoruz. O zaman yola devam. Hava hala serin ve yağmur dinmiş de olsa bulutlar tepemizde. Artık yapacak birşey yok. Basıp gideceğiz. Hafif eğimle beraber Comiso’ya atıyoruz kendimizi. Güneş de bulutların arasından çıkmaya çalışıyor. Comiso çirkin bir yer derken, karşımıza bir aile çıkıyor. Çocuklarında bisiklet var ve dolaşıyorlar kaldırımda. Hemen onlara yaklaşıp istasyonun yerini soruyoruz. Büyükler bir bizim bisikletlere bir de çocukların bisikletlerine bakarken çocuklar neden duruyoruz sürelim diyorlar haklı olarak. : ) Onlardan tarifi alırken konuşmaya kulak misafiri olan yaşlı bir amca, tren çalışmıyor artık, istasyon kapalı diyor. Vittoria’da olabilir, oraya gidin diyor. Biz de hızımızı kesmeden devam ediyoruz. Vittoria daha da çirkin. Yolumuzu bulmak bile zor. Sora sora istasyonu buluyoruz. Son sorduğumuz amca, hemen gitmeyin duomoyu görün mutlaka diyor. La Scala’nın küçüğü olarak tarif ediyor. Olabilir mi diye aklımızdan geçirsek de, ilk yapmak istediğmiz bu çirkin yerlerden uzaklaşmak. İstasyona vardığımızda ise tek trenin sadece Gela’ya kadar gittiğini öğreniyoruz. Gela’ya 30 km var, o zaman biz de pedallamaya devam ederiz ama önce bir yemek molası. Küçük La Scala’yı merak etsek de şehrin içine dönmek istemiyoruz ve istasyonda yemeğimizi yiyoruz.

Vittoria’ya girerken Pio La Torre ile tanışıyorum. Mafyanın öldürdüğü kişilerden. İnternet bulunca araştırma yapmak üzere ismini not alıyorum. Sicilya’ya geldiğimizden beri birkaç tabela dışında ne mafya duyduk ne de tehlikeli bir durumla karşılaştık.

Yemekten sonra yola devam. Sağa sola pek bakmadan olabildiğince gitmek istiyoruz. İlk kez bugün böyle birşey yapıyoruz. Yolculuğumuzun başlangıcından beri tek derdimiz etrafa daha çok bakabilmek ve her detayı sindirebilmekti. Yol kenarı seralarla dolu, manzara böyle devam ediyor. Daha kötüsü tırlar geçmeye başlıyor. Gela’da bir rafineri ve büyük bir liman varmış. Tırlar yolda beni en çok korkutan araçlar, görmezler bisikletliyi, rüzgarının nasıl etkileyeceğini bilmezler, sollama yaparken kıpırdamazlar. Yol gidiş geliş ve emeniyet şeridi yok, bazı yerlerde kenara çekilecek boşluk da yok. Hafif bir rampa ve virajın olduğu yerde üç tır arka arkaya geçiyor yanımızdan. Aynadan ilkini görünce zaten duruyorum. Çekilebileceğim bir yer olsa oraya geçeceğim ama sadece durup rüzgardan dengemi kaybetmeyecek şekilde kendimi ve bisikletimi tutmaya çalışıyorum. Üzerimde sarı yelek var ama beni görüp görmediklerinden emin değilim. Üçü de geçiyor ama o kadar yakınlar ki… Çok korkuyorum. Alexios de geride aynı şekilde durmuş ve bana bakıyor. Tırlar geçince yanıma gelip haydi diyor, hemen çıkalım buradan.

Meyve molası dışında hiç durmadan ilerliyoruz. Rafineri, başka tırlar ve çirkin bir şehir. Petrol pompalarının yanında koyunlar otluyor. İlk gördüğümüz marketten su vs alıyoruz. Yol üstünde bir yer bulup çadır kuracağız, bu şehrin içine girmek istemiyoruz. Bir an önce şehirden çıkıp nereye kurabiliriz çadırımızı diye bakınıyoruz. Hava kararıyor, evler azalıyor ama henüz uygun bir yer yok ya çok pis ya da eğimden dolayı uygun değil. Böyle devam ederken tarlaraın arasında bir ağaç kümesi görüyoruz. Ben yol kenarında beklerken, Alexios 0,5 km kadar içerideki bu alanı kontrol etmeye gidiyor ve döndüğünde yüzünde bir tebessümle şöyle diyor: “Küçük bir cennet buldum.” Bundan daha iyi haber olamaz şu anda. Farlarımızı kapatıp, üzerimizdeki yelekleri de çıkarıp tarlalar arasında bisikletlerimizi iterek cennete doğru ilerliyoruz. Şansımıza biraz ay ışığı da var. Girişte teller var, Alexios’u takip ederek ilerliyorum. Teller, çalılar derken ağaçların ortasındayız artık. Dümdüz bir yer, çok az taş var ve toprak kazıkları çakmak için uygun. Hemen çadırımızı kurup uykuya dalıyoruz. Yarın sabah çok erken kalkacağız. İstikamet Agrigento ve tapınaklar vadisi (Valle dei Templi)!

 


 

Önceki yazı                                                                                               Sonraki yazı